|
Tweet |
Türkiye Diyanet Vakfı bile parasını enflasyondan korumak amacıyla fonlara yatırdı; ancak iddialara göre bu yatırımlar vakfa yüzde 48 zarar ettirdi. Enflasyondan korunmak için yapılan yatırımın zararla sonuçlanması, enflasyon gerçeğini bir kez daha hepimizin yüzüne çarptı.
Yıllardır süren yüksek enflasyon, milletimizin alın terini, emeğini ve birikimlerini eritiyor. Emekli geçinemiyor, esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor, gençler geleceğinden endişe ediyor. Milletin parası değer kaybederken, kamu kaynaklarının nasıl yönetildiği sorusu her zamankinden daha önemli hâle geliyor.
Eğer söz konusu yüzde 48 zarar iddiası doğruysa, bu kaybın nasıl meydana geldiği, yatırım kararlarının hangi gerekçelerle alındığı ve sorumluluğun kimde olduğu açıkça ortaya konulmalıdır. Yapılan yatırımların gerekçeleri ve sonuçları şeffaf biçimde açıklanmalı, milletin emaneti olan kaynakların hesabı verilmelidir.
Çünkü bu para birilerinin şahsi serveti değil; milletin alın terinin, inancının ve güveninin emanetidir.
Çeyrek asra yaklaşan iktidar döneminde yüksek enflasyonla mücadelede kalıcı sonuçlar alınamamasının nedenleri sorgulanmalıdır. Liyakatin esas alındığı, israfın önlendiği, kamu kaynaklarının titizlikle korunduğu ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir yönetim anlayışı olmadan ekonomik sorunları çözmek mümkün değildir.
Türk milleti olarak ayrışmayı ve kutuplaşmayı bir kenara bırakmalı, ortak akılla enflasyon canavarına karşı mücadele etmeliyiz. Bu ülkenin kaynakları da imkânları da insanımızın emeği de Türkiye'yi refaha ulaştırmaya yeter. Yeter ki milletin menfaati siyasi hesapların önünde tutulsun, devletin kaynakları şeffaflık ve liyakatle yönetilsin.
İYİ Parti olarak bizler; israfın önlendiği, adaletin güçlendiği, ekonomide güvenin yeniden tesis edildiği ve milletin alın terinin korunduğu bir Türkiye için çözüm üretmeye hazırız.
Çünkü bizim derdimiz makam değil memleket, kavga değil çözüm, ayrışma değil birliktir.
Milletin emaneti korunmalı, hesabı sorulmalı ve Türkiye yeniden refaha kavuşmalıdır!