Prof. Dr. Zafer Ulutaş,İyİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Şeker pancarı; şeker sanayisine sağladığı ham maddenin yanı sıra küspesiyle hayvancılığı, melasıyla sanayiyi, üretim ve nakliye zinciriyle de kırsal ekonomiyi ayakta tutan stratejik bir tarım ürünüdür. Ancak açıklanan son alım fiyatı, bu stratejik ürünün ve üreticisinin geleceğini ciddi bir riske atmaktadır.1. Açıklanan Fiyat, Yükselen Maliyetlerin Gerisinde
TÜRKŞEKER tarafından 13 Ekim 2026 tarihinde açıklanan ve kota tamamlama primi dâhil ton başına 3.720 TL olarak belirlenen şeker pancarı alım fiyatı, 2025 sezonundaki 3.100 TL’lik değere kıyasla nominal olarak yaklaşık %20’lik bir artışa işaret etmektedir. Ancak buradaki temel mesele artış oranından ziyade, bu fiyatın üreticinin yükselen maliyetlerini karşılayıp karşılamadığıdır. Nitekim bölgeye, verime ve sulama şartlarına göre ton başına üretim maliyeti 4.000 TL’nin üzerine çıkmışken alım fiyatının 3.720 TL’de kalması, çiftçiyi doğrudan zarara sokmaktadır.
TÜİK’in Temmuz 2026 verileri de girdi maliyetlerindeki bu ağır baskıyı doğrulamaktadır:
• Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi: %27,62 artış
• Tarımda Kullanılan Mal ve Hizmetler: %28,82 artış
• Gübre ve Toprak Geliştiriciler: %33,07 artış
Görüldüğü üzere, özellikle üretimin en kritik kalemlerinden olan gübredeki %33,07’lik artış başta olmak üzere; mazot, işçilik, sulama, makine ve nakliye giderlerindeki kesintisiz yükseliş, alım fiyatındaki %20’lik artışın oldukça üzerindedir. Üretim maliyetini dahi karşılamayan bu fiyat politikası çiftçiyi borçlanmaya ve tarlasını terk etmeye zorlamaktadır. Bu nedenle açıklanan fiyatın hangi maliyet hesabına dayandığı şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmalı ve üreticinin net gelirini koruyacak adımlar atılmalıdır.
2. Üretici Kazanamazsa Üretim de Sürdürülemez
TÜRKŞEKER verilerine göre Türkiye'de 93 bine yakın çiftçi 22 milyon tondan fazla şeker pancarı üretmektedir. Ancak artan maliyetlere rağmen alım fiyatlarının düşük kalması; Gümüşhane’nin Köse, Kelkit ve Şiran ilçeleri başta olmak üzere üreticileri pancar ekiminden vazgeçme noktasına getirmiştir.
Benzer fiyat sıkıntıları TMO'nun buğday, arpa ve fındık politikalarında da görülmektedir. Tarladaki ucuz fiyat ile raftaki pahalı fiyat arasındaki makas, üreticiyi koruyan şeffaf bir politikayı zorunlu kılmaktadır. Gelir yetersizliği nedeniyle genç kuşakların kentlere göç etmesi ve tarlaların terk edilmesi ise kırsal üretimi kalıcı bir daralma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
3. İthalat Politikası Yerli Üretimi Zayıflatmamalı
Yerli üreticinin maliyetleri karşılanmadan yapılan ithalat, rekabet gücünü kırarak üretimi zayıflatmaktadır. Avrupa Birliği’nde üreticiyi destekleyen ortak tarım politikaları ve gelir koruma araçları uygulanmaktadır. Türkiye’de ise mevcut destekler, üreticinin yükselen maliyetlerini ve gelir risklerini karşılamaya bile yeterli değildir.
Oysa gıda güvenliği, dışarıdan ürün satın alabilmekle değil, ülke içinde sürdürülebilir üretim kapasitesini korumakla sağlanır. Yerli üreticinin tarladan çekilmesi, stratejik bir ürün olan şekerde dışa bağımlılığı artıracaktır. Bu durum hem cari açık üzerinde baskı yaratacak hem de ülkenin gıda bağımsızlığını riske atacaktır.
4. Çözüm: Maliyet Esaslı ve Öngörülebilir Tarım Politikası
Şeker pancarı üreticisinin emeğinin karşılığını alabilmesi için gerçek üretim maliyetleri esas alınmalıdır. Bunun için:
• Maliyet Esaslı ve Girdi Endeksli Dinamik Fiyatlama: Üretim maliyetleri düzenli olarak hesaplanarak üreticiye makul bir gelir bırakacak bir taban fiyat belirlenmeli; bu fiyat mazot, gübre ve elektrik gibi temel girdilerdeki sezon içi zamlara göre güncellenebilen esnek bir modelle uygulanmalıdır.
• Şeffaf, Öngörülebilir Piyasa ve Destek Yönetimi: Alım fiyatları, primler ve ödeme takvimi üretim sezonu öncesinde açıkça ilan edilerek çiftçiye makul bir gelir bırakılmalı; gübre, mazot ve sulama destekleri ürün tesliminden aylar sonra değil, tam ekim döneminde nakdi veya ayni olarak üreticiye ulaştırılmalıdır.
• Yerli Üretimi Koruyan İthalat Politikası ve Kota Düzenlemesi: İthalat kararları, yerli üretimin sürdürülebilirliği ve üreticinin rekabet gücü gözetilerek alınmalı; yerli üretimi haksız rekabet karşısında koruyacak gümrük ve piyasa düzenlemeleri şeffaf biçimde uygulanmalıdır.
Sonsöz: Üretimi Korumak Devletin Sorumluluğudur
Üreticinin maliyetini karşılayamadığı bir sistem sürdürülebilir değildir. Çiftçiye yalnızca “üret” demek yetmez; ürettiğinin karşılığını alabileceği şartları oluşturmak devletin sorumluluğudur. Üretici kazanamıyorsa üretim geriler; üretim gerilerse bedelini bütün toplum öder.
Tarım politikası, çiftçiyi her yıl biraz daha borçlandıran değil, üretimde kalmasını sağlayan bir anlayış üzerine kurulmalıdır. Çünkü tarlayı terk eden çiftçiyi yeniden üretime döndürmek, bugün onun emeğinin karşılığını vermekten çok daha maliyetli olacaktır.