Bugun...



Ulutaş’tan Anayasa ve Terör Süreci Uyarısı

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Zafer Ulutaş, Türkiye’nin terörle mücadelede geldiği noktayı ve son dönemde gündeme gelen anayasal ve hukuki düzenlemeleri değerlendirdi.

facebook-paylas
Tarih: 25-08-2026 13:13

Ulutaş’tan Anayasa ve Terör Süreci Uyarısı

Üniter Devletin Sonu mu? Terörle Mücadeleden Etnik Parçalanmaya
Prof. Dr. Zafer ULUTAŞ - İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı
Türkiye Cumhuriyeti, yüzyıllar boyunca farklı kültür, inanç ve etnik unsuru bir arada barındıran devasa bir imparatorluk bakiyesi üzerinde, modern bir ulus-devlet vizyonuyla inşa edildi. Cumhuriyet’in kurucu iradesi; sınırları içerisinde yaşayan her bir ferdi eşit vatandaşlık hukuk kapsamında değerlendirdi. Anayasal düzlemde herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmadığı gibi, hiçbir kesim de hukuki haklar bakımından ikinci sınıf bir konuma yerleştirilmedi.
Bu çerçevede “Türk” kimliği, yalnızca etnik bir kökene işaret eden dar bir tanım olarak değil; Cumhuriyet vatandaşlığının ortak hukuki ve siyasi üst kimliği olarak şekillendi. Farklı kökenlere, inançlara ve kültürel aidiyetlere sahip milyonlarca insan, bu ortak vatandaşlık anlayışı ve aynı anayasal çatı altında onlarca yıl bir arada yaşadı.
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti, dış güçlerin kışkırtmasıyla kuruluşlarından bu yana bölgesel ve siyasi kaynaklı çeşitli ayrılıkçı isyanlarla mücadele etmiştir. Bu mücadelenin en ağır ve maliyetli dönemi ise 1984'te başlayan PKK terörüdür. Kırk yılı aşkın bu süreçte asker, polis, öğretmen ve sivil dâhil binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş; binlerce gazimiz ve tüm toplumumuz terörün ağır sonuçlarını bizzat yaşamıştır. Bu tarihsel gerçekliği ve oluşan toplumsal hafızayı yok saymak mümkün değildir.
Askerî Üstünlük Varken Siyasi Tartışma Neden?
Bugün gelinen noktada ise Türkiye'nin önünde son derece kritik bir soru durmaktadır: Anayasal düzlemde vatandaşlarını eşitlik temelinde buluşturan ve son yıllarda terör örgütünün kırsal kapasitesini büyük ölçüde etkisiz hâle getiren Türkiye; neden yeniden kimlik, anayasa ve yeni hukuki düzenlemeler üzerinden bu tartışmaların içerisine çekilmektedir?
Özellikle son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonel kapasitesi ve Türkiye'nin savunma sanayisinde ulaştığı teknolojik seviye dikkate alındığında ortaya çıkan tablo daha da dikkat çekicidir. İHA ve SİHA teknolojileri, gelişmiş istihbarat ve sınır güvenliği imkânları sayesinde terör örgütünün ülke içerisindeki hareket alanı geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde daraltılmıştır. Başka bir ifadeyle Türkiye, bugün terörle mücadelede tarihinin en güçlü askerî ve teknolojik kapasitesine sahiptir.
Tam da bu nedenle toplumun zihnindeki soru işaretleri büyümektedir: Terör örgütü askerî açıdan bu denli zayıflatılmışken, Türkiye'yi yeniden terör, kimlik, anayasa ve vatandaşlık tartışmalarının merkezine taşıyan bu yeni hukuki düzenlemelere neden ihtiyaç duyulmaktadır? Dün PKK ile mücadeleyi “beka meselesi” olarak sunup oy isteyenler, bugün ne değişti de örgüte alan açan bir süreci zafer gibi pazarlamaktadır? Ne değişmiştir? Terör örgütünün kanlı geçmişi mi, yoksa yalnızca seçim hesapları mı?
İşte tartışmanın düğümlendiği nokta burasıdır. Vatandaş açısından mesele bir kanun maddesinden ibaret değildir; mesele Türkiye'nin nereye götürülmek istendiğidir.
DEM Parti'nin Söylemleri ve Sahadaki Gerçekler
Söz konusu yasanın müzakere sürecinde ve kabulünün hemen ardından DEM Parti kanadından verilen mesajlar hamlenin yönünü net bir şekilde göstermiştir. Nitekim DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları'nın, yasa oylamasının ardından bazı ret oylarını “100 yıllık zihniyeti devam ettirme” anlayışıyla ilişkilendirmesi, tartışmanın yalnızca terörün sona erdirilmesiyle sınırlı olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Bunun da ötesinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen temaslar ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin daha önce terör örgütü elebaşına yönelik dile getirdiği statü ve çağrı tartışmaları sürecin yeni bir boyuta evrildiğini göstermektedir. Nitekim DEM Partili Pervin Buldan tarafından yapılan açıklamalarda, terörist başının kurulması planlanan *"silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu"*nda görev alacağının ifade edilmesi, kendisine yeni bir hukuki veya siyasi statü tanınması ihtimalini gündeme taşımaktadır. Terör örgütü elebaşının böyle bir mekanizmada resmen aktör kılınması, toplumdaki kaygıları zirveye tırmandırmaktadır.
Sahada gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, vatandaşların önemli bir bölümünün düzenlemenin içeriği hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmadığı görülmektedir. Ancak saha çalışmalarında vatandaşlara yasanın gerçekte ne getirdiği, DEM Parti'nin talepleri ve arka planda yürütülen bu temaslar anlatıldığında endişeler daha da derinleşmektedir.
Vatandaşların tepkilerinde özellikle şu sorular öne çıkmaktadır:
“Nereye gidiyoruz, ülkemizi neden bu noktaya getirdiler?”
“Sayın Süleyman Soylu TV ekranlarında Mansur Yavaş’ı sırf seçim kazanmak adına Murat Karayılan’ın ve Selahattin Demirtaş’ ın diliyle konuşmakla suçlarken ve ‘yurt içinde sadece 86 terörist kaldı’ diyerek örgütün bittiğini ilan ederken, bugün ne oldu da kapalı kapılar arkasında müzakere edilen bu noktaya geldik?”
“Terörü bitirme noktasına gelmişken neden kapalı kapılar ardında DEM Parti'nin anayasa dayatmalarına ve örgüt elebaşına statü arayışlarına imkân tanıyan bir sürecin içerisine giriyoruz?”
“2023'te millete 'beka' nutukları atıp muhalefeti suçlayanlar, bugün kimlerle ve neyin karşılığında beraber hareket ediyor?”
“Bu kadar şehit ve gaziyi, ödenen ağır bedelleri unutup hangi anayasal tavizlerin karşılığında bu adımları atıyorlar?”
“Bir vatandaş olarak soruyorum: Benim sahip olduğum haklar varken diğer vatandaşların neyi noksan ki böyle ekstra düzenlemelere gidiliyor?”
“Madem bu adımları atmak tek başına yetti veya devleti yönetmek bunu gerektiriyordu da geçmişteki devlet akılları ve devlet adamlarının hiçbiri neden bunu düşünmedi?”
“I. Açılım Süreci’nde yaşananlar ortadayken, yarın bir gün yine silah bırakmazlarsa Hendek Operasyonları’nda olduğu gibi yeni şehitler mi vereceğiz?”
“Esasen normlar hiyerarşisine ve Anayasa’ya açıkça aykırı olan bu yasanın hukuki geçerliliği ve meşruiyeti var mıdır?”
Mesele Sadece Terörün Bitmesi Değil, Nasıl Bittiğidir
Hiçbir Türk vatandaşı terörsüz bir Türkiye'ye karşı değildir. Silahlar ebediyen sussun, terör odakları ülkemize tehdit olmaktan çıksın; bu hepimizin ortak arzusudur. Ancak burada hayati bir ayrım yapmak zorundayız:
1. Silahların ebediyen susması ve terörün sona ermesi ayrı bir konudur.
2. Terörle mücadele bahanesiyle devletin anayasal, idari ve hukuki yapısının pazarlık konusu yapılması, örgüt kadrolarına siyasallaşma kapısının açılması ayrı bir konudur.
Terörün bitirilmesi hedefi üzerinde Türk milletinin tam bir mutabakatı vardır. Ancak devletin kurucu niteliklerinin pazarlığa açılması, Cumhuriyetin temel yapısına yönelik doğrudan bir tehdittir. Asıl başarı; hukuk devletini, anayasal düzeni ve üniter yapıyı koruyarak güçlendirmektir. Terör bitecek bahanesiyle hiç kimse Anayasa'nın maddelerini ve millî egemenliği masaya yatıramaz.
Parçalanma Tehlikesi ve Türk Milletinin Cevabı
Türk Milleti haklı olarak sormaktadır: “Terör bitiyorsa, neden anayasa değişikliğine ihtiyaç duyuluyor? Millî Mücadele'den ve eşit vatandaşlık temelinde birleşen millî devlet anlayışından mı rahatsızsınız?”
Vatandaşın zihninde terörle mücadele ile anayasa değişikliği ve siyasallaşma kurulları arasında bağlantı kurulduğunda, konu basit bir güvenlik politikası olmaktan çıkıp bir beka krizine dönüşmektedir. Kamuoyundaki temel kaygı; vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, ana dilde eğitim, yerel yönetimlere özerklik ve nihayetinde federatif bir yapıya geçiş şüpheleridir.
Çıkarılmak istenen bu tür yasalarla ve atılan adımlarla, PKK'nın mecliste yeni bir isimle siyaset yapmasının önünün açıldığı, hatta devlete ortak edildiği yönündeki endişeler her geçen gün güçlenmektedir. Yapılması düşünülen anayasal değişikliklerle Güneydoğu illerinin yönetiminin özerk veya federatif yapılara devredilmesi dahi gündeme gelebilecektir.
Anayasal düzeyde etnik kökene göre yapılacak bir düzenleme yalnızca tek bir grupla sınırlı kalmayacak, emsal teşkil ederek farklı unsurları da benzer taleplerle sürece dâhil edebilecektir. Bu taleplerin anayasal bir zemine taşınması ve üniter devlet yapısını değiştirecek bir sürecin önünün açılması hâlinde, Türkiye'nin mevcut anayasal düzeni açısından telafisi imkânsız kırılmalar ortaya çıkacaktır.
Eğer süreç bu noktaya evrilirse, Türk milletinin vereceği cevap da son derece açık ve kararlı olacaktır. Dün attıkları nutukları bugün izah edemeyenlerin; terörle mücadele adına söylediklerini unutarak kapalı kapılar arkasında siyasi pazarlık yürütenlerin bu millete söyleyecek tek bir sözü kalmamıştır. Türk milleti hiçbir şart ve koşulda bu gidişata destek vermeyecek, şehit ve gazilerinin aziz hatırasını incitmeyecektir.
Son sözü daima millet söyleyecektir; ister bugün, ister sandıkta...



Bu haber 58 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARA
YUKARI YUKARI