|
Tweet |
Plansız üretim ve yüksek maliyetler tarım sektörünü sarsmaya devam ediyor. Uzmanlar uyarıyor: Dijital dönüşümden bağımsız denetim mekanizmalarına kadar köklü bir yapısal değişim gerçekleşmezse, hem üretici kaybedecek hem de mutfaktaki yangın sönmeyecek.
Türkiye’de tarım, uzun yıllardır plansızlık, yüksek girdi maliyetleri ve belirsiz destek politikaları nedeniyle zor günler yaşıyor. Üreticiler, finansman yapısının borç sarmalına sürüklemesiyle mücadele ederken; sektörün geleceği için kısa vadeli projeler yerine disiplinli planlama, maliyet kontrolü ve öngörülebilir fiyat politikalarının hayata geçirilmesi artık bir zorunluluk arz ediyor.
Bitkisel ve hayvansal üretim envanterleri dijital olarak güncel tutulmalı. Hangi bölgede hangi ürünlerin üretileceği bilimsel verilere göre belirlenmeli. Özellikle mısır, soya ve yağlı tohumlar gibi ithalata bağımlı ürünlerde planlı üretim zorunlu olmalı.
Üreticinin güvence altında olması için destekleme miktarları ve alım fiyatları ekim öncesinde açıklanmalı, destekler gerçek üreticilere doğrudan aktarılmalıdır. Gübre, yem ve enerji maliyetleri için vergi indirimleri ve özel tarife uygulamaları hayata geçirilmelidir. Destekler plansız üretime değil, planlı üretime bağlı olmalıdır.
Klasik kredi temelli yapı, küçük üreticiyi borç sarmalına sokabiliyor. Risk paylaşımına dayalı finansman modelleri geliştirilmelidir. Küçük ve orta ölçekli aile işletmeleri korunmalı, kooperatifleşme teşvik edilmeli ve üretici birlikleri siyasi etkilerden arındırılmalıdır.
Vahşi sulama sonlandırılmalı, damla sulama yaygınlaştırılmalı ve mera ıslahı seferberliği başlatılmalıdır. İklim değişikliğine uyumlu tohum çalışmaları hızlandırılmalı, TARSİM sigortaları küçük çiftçiler için erişilebilir hâle getirilmelidir.
Kırsalda eğitim ve altyapı güçlendirilmeli, köylerde üretimi planlayan ve yenilikleri yaygınlaştıran lider üreticiler yetiştirilmelidir. Bu liderler aracılığıyla kırsal üretimde verimlilik, örgütlülük ve sürdürülebilirlik artırılabilir. Kadın üreticilerin tarıma katılımı da özel programlarla desteklenmelidir.
Akıllı tarım uygulamaları, sensörler, dronlar ve yapay zekâ destekli ilaçlama sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Küçük üreticilerin teknolojiye erişimi sağlanmalı ve dijital tarım platformlarıyla piyasa bilgileri, hava durumu ve destekler tek merkezden sunulmalıdır.
Programın başarılı olması için bağımsız bir “Milli Tarım İzleme Kurulu” kurulmalı ve her yıl uygulama başarısı şeffaf bir “Tarım Karnesi” ile kamuoyuna açıklanmalıdır. Liyakat esaslı kadrolarla kooperatif ve il müdürlükleri tahkim edilmelidir.
Sonuç olarak; Türkiye tarımı, üreticiyi merkeze alan, planlı, öngörülebilir ve teknoloji odaklı bir sisteme kavuştuğunda hem üretici güçlenecek hem de ülkenin gıda güvenliği sağlanacaktır.