|
Tweet |
2011 yılında Suriye’de iç savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye, güvenlik ve insani gerekçelerle geniş bir göç akınıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu süreçte fiilen “açık kapı politikası” uygulanmış, milyonlarca insan sınırlı kontrol mekanizmalarıyla ülkeye kabul edilmiştir. Resmî gerekçe; savaş, yıkım ve ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle ortaya çıkan insani krizdir. Türkiye’nin Suriye ile olan tarihî, kültürel ve komşuluk bağları da bu politikanın dayanakları arasında gösterilmiştir.
Ancak süreç içinde ülkeye gelenlerin kim olduğu, hangi güvenlik risklerini taşıdığı, kimlerin suç geçmişine sahip olduğu ya da kimlerin kimliksiz ve kayıtsız şekilde giriş yaptığına ilişkin sorular, kamuoyunu tatmin edecek ölçüde açıklığa kavuşturulamamıştır. Aradan geçen yıllara rağmen bu belirsizlik, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en önemli tartışma başlıklarından biri olmaya devam etmektedir.
Mevcut Durum ve Güncel Sayısal Göstergeler
Gelinen noktada Suriye’de iç savaşın büyük ölçüde sona erdiği ifade edilmektedir. Buna rağmen başlangıçta “geçici” olduğu belirtilen uygulamanın fiilen kalıcı bir yapıya dönüştüğü, geri dönüş sürecinin ise sınırlı ilerlediği görülmektedir.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye’de yasal kalış hakkına sahip 3 milyon 632 bin 64 yabancı bulunmakta olup, bunların 2 milyon 264 bin 983’ünü geçici koruma altındaki Suriyeliler oluşturmaktadır. Bu son veriler doğrultusunda, Türkiye’deki yasal yabancıların yaklaşık %62,36’sını geçici koruma altındaki Suriyeliler oluştururken, kalan %37,64’lük kesimi ise ikamet veya çalışma izni gibi diğer yasal statülerle ülkede bulunan yabancılar oluşturmaktadır.
Geçici Koruma Statüsündeki Suriyeli Sayısı: 2.264.983 (Haziran Verisi)
Gönüllü Geri Dönüş Yapan Suriyeli Sayısı: 667.565 (8 Aralık 2024 sonrası)
Yasal Kalış Hakkına Sahip Toplam Yabancı Sayısı: 3.632.064 (Afganistan ve diğer tüm uyruklar dahil)
Önemli Not:
Kayıt dışı, düzensiz veya tespit edilmemiş göçmenlerle birlikte bu sayının çok daha yüksek olduğu; çeşitli sivil toplum değerlendirmelerinde ve kamuoyu tartışmalarında 8 ila 10 milyon bandına yaklaştığı yönünde görüşler de sıkça dile getirilmektedir. Bu konuda kesin ve doğrulanmış bir toplam sayı bulunmamaktadır.
2025 Yılı Düzensiz Göçmen Verileri
2025 yılı içinde yakalanan toplam 160.253 düzensiz göçmenin uyruklara göre dağılımı şu şekildedir:
Afganistan Uyruklu: 44.157 kişi
Suriye Uyruklu: 22.515 kişi
Diğer Uyruklar: 93.581 kişi
Aynı yıl ceza mahkemelerine intikal eden yabancı uyruklu sanık sayısının 223.940 olduğu ve bunların bir kısmı hakkında mahkûmiyet kararları verildiği belirtilmektedir.
Yapısal Bir Kriz: Ekonomik ve Sosyal Boyut
Ortada artık yalnızca bir “mülteci meselesi” değil; ekonomik, sosyal ve güvenlik boyutlarıyla Türkiye’nin bütün dengelerini etkileyen yapısal bir göç krizi bulunmaktadır.
Dünya Bankası’nın değerlendirmelerinde bu durum; istihdam, işsizlik, konut ve kira piyasası, kaçakçılık, eğitim, sağlık hizmetleri, sosyal uyum ve uluslararası ilişkiler gibi çok sayıda başlıkta ele alınmaktadır.
Tüm bu veriler, göç meselesinin artık yalnızca insani bir konu olmaktan çıkıp doğrudan toplumsal huzur, ekonomik denge ve siyasi istikrar üzerinde etkili bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Suriye’de savaşın büyük ölçüde sona ermiş olmasına rağmen “geçici koruma” rejiminin kalıcı bir niteliğe bürünmesi ve geri dönüş sürecinin sınırlı kalması, bu tartışmaları daha da derinleştirmektedir.
Şeffaflık Sorunu ve Siyasi Sessizlik
Üstelik “terörsüz Türkiye” süreci gibi yeni siyasi başlıklar öne çıkarılırken, ülkedeki Suriyeli, Afgan ve diğer göçmen grupların geleceği, geri dönüş planları ve demografik etkiler neredeyse tamamen tartışma dışında kalmaktadır. Bu durum, görmezden gelme eğilimi ve normalleşme çabasıyla birlikte değerlendirildiğinde, meselenin büyüklüğüyle kıyaslandığında ciddi bir yönetim ve iletişim sorunu olarak görülmektedir.
Bu noktada asıl dikkat çeken husus, sürecin yönetimindeki şeffaflık eksikliğidir. Geri dönüş takviminin belirsizliği, geçici koruma statüsünün ne zaman ve hangi şartlarda sona ereceğine ilişkin net bir yol haritasının bulunmaması, kalış süresine dair açık sınırların ortaya konmaması ve demografik etkilerin kamuoyuyla yeterince paylaşılmaması, farklı siyasi değerlendirmelerin ve senaryoların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Bu değerlendirmeler arasında, uzun vadede Türkiye’nin demografik yapısını etkileyebilecek stratejik tercihler olduğu yönünde iddialar da yer almaktadır. Bu iddiaları doğrulayan kamuoyuna açıklanmış resmî bir politika bulunmamakla birlikte, sürecin yeterince şeffaf yürütülmemesi bu tür tartışmaların güçlenmesine neden olmaktadır.
Bu nedenle toplumun temel beklentisi; söylentiler değil, açık ve düzenli bilgilendirmedir. Geri dönüş stratejisinin, hedeflerinin ve takviminin somut verilerle kamuoyuyla paylaşılması hem güven ortamını güçlendirecek hem de spekülasyonların önüne geçecektir.
Kamu Kaynakları ve “Öncelik” Tartışması
Türkiye’nin sınırlı kamu kaynaklarıyla kendi vatandaşının refahı, üretimi ve sosyal ihtiyaçları için yapması gereken harcamaların önemli bir kısmının, uzun süredir ülkede bulunan yabancı nüfusa yönelik hizmetlere yöneldiği yönünde ciddi bir toplumsal algı oluşmuştur.
Ek Maliyet Alanları: Sağlık, eğitim, sosyal yardımlar ve belediye hizmetleri başta olmak üzere birçok alanda oluşan ek maliyet, ekonomik baskı altındaki kamu bütçesi üzerinde ilave bir yük oluşturmaktadır.
Sınır Ötesi Harcamalar: Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü güvenlik bölgeleri, altyapı çalışmaları, barınma alanları ve kamu yatırımları da önemli bir maliyet kalemi olarak değerlendirilmektedir.
Devletin hem ülke içinde hem de sınır ötesinde yürüttüğü bu harcamalar birlikte ele alındığında, kamu kaynakları üzerinde çok yönlü ve yüksek ölçekli bir baskı oluştuğu görülmektedir. Bu durum, “önceliklerin kimden yana kullanıldığı” sorusunu daha da görünür hale getirmekte ve kamuoyunda tartışmaları artırmaktadır.
Sonuç
Başlangıçta insani gerekçelerle başlatılan ve geçici olacağı ifade edilen göç politikası, zaman içinde kalıcı bir yapıya dönüşmüş; geri dönüş süreci ise beklendiği ölçüde gerçekleşmemiştir.
Bugün asıl mesele, sürecin şeffaflıkla yönetilip yönetilmediği ve Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve demografik dengelerinin nasıl korunacağıdır.
Göç yönetimi, günü kurtaran politikalarla değil; şeffaflık, hesap verebilirlik, etkin sınır güvenliği ve planlı geri dönüş esasına dayanan uzun vadeli bir devlet politikasıyla ele alınmalıdır. Aksi takdirde bugün ertelenen sorunlar, yarının çok daha ağır ekonomik, sosyal ve güvenlik maliyetleri olarak Türkiye’nin karşısına çıkacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin; vatandaşlarının güvenliğini, refahını ve geleceğini önceleyen, kamu kaynaklarını öncelikle kendi insanının ihtiyaçları doğrultusunda kullanan, düzensiz göçü etkin şekilde yöneten ve güvenli geri dönüşü kararlılıkla uygulayan bütüncül bir göç politikasını hayata geçirmesi kaçınılmaz bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Çünkü göç meselesi artık sadece insani bir kriz değil, aynı zamanda ekonomik istikrarı, toplumsal huzuru ve millî güvenliği doğrudan etkileyen stratejik bir devlet meselesi haline dönüşmüştür.