çok katmanlı ve uzun vadeli sonuçlar doğurabilecek bir süreçten geçmektedir. Yaşanan gelişmeler, terörle mücadelenin hukuki ve ahlaki sınırları, devlet aklı, toplumsal hafıza ve milli bütünlük açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Uzun yıllar boyunca askerimize, polisimize, öğretmenimize ve masum sivillere yönelik şiddet eylemleriyle anılan bir terör örgütü elebaşının affının tartışmaya açılması ve siyasal bir özne hâline getirilmeye çalışılması; hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, toplumsal vicdanı da derinden yaralamaktadır. Devletlerin meşruiyeti, suçla mücadeledeki kararlılığı ve adalet duygusunu koruma kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir.
Bu sürecin yalnızca iç politik dinamiklerle açıklanması mümkün değildir. Bölgesel ve küresel gelişmeler dikkate alındığında, Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasına yönelik emperyal stratejilerin farklı biçimlerde sürdürüldüğü görülmektedir. Sykes–Picot ile sembolleşen paylaşım zihniyeti, bugün doğrudan haritalar üzerinden değil; toplumların iç dengeleri, kimlik tartışmaları ve siyasal kırılganlıklar üzerinden işletilmektedir.
Türkiye özelinde bu stratejinin temel araçlarından biri, toplumu ayrıştıran kimlik temelli tartışmaların sürekli canlı tutulmasıdır. Türk–Kürt, sağ–sol gibi yapay fay hatları üzerinden yürütülen bu süreç, milletin ortak refleks geliştirme kapasitesini zayıflatmayı hedeflemektedir.
Tarihsel tecrübe göstermektedir ki, Osmanlı Devleti’nin çözülme süreci de benzer yöntemlerle ilerlemiş; bu süreci tersine çeviren irade ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet; güçlü devlet aklı, hukukun üstünlüğü, milli birlik ve toplumsal bütünlük esasları üzerine inşa edilmiştir. Bugün hedef alınan da bu kurucu akıldır.
İYİ Parti olarak duruşumuz nettir. Bu mesele, partiler arası bir rekabet konusu değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğiyle doğrudan ilgilidir. Devlet aklı, kısa vadeli siyasi hesaplara değil; hukuk, adalet ve milli bütünlük ilkelerine dayanmak zorundadır. Temeli zayıflatılan bir devlet yapısının ayakta kalması mümkün değildir.
Tarih, tehdidi doğru okuyamayan, hazırlık yapmayan ve sorumluluktan kaçan toplumların ağır bedeller ödediğini açıkça göstermektedir. Bu nedenle milletimizin; sorgulayan, okuyan, analiz eden ve duyarsız kalmayan bir bilinçle hareket etmesi hayati önemdedir.
Türk milleti edilgen bir özne değildir.
Toplumsal hafızasına, devlet geleneğine ve ortak iradesine sahip çıktığı sürece, hiçbir iç ya da dış güç bu milleti yönsüz ve iradesiz hâle getiremez.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.