|
Tweet |
İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Ulutaş, Türkiye’de son yıllarda giderek daha fazla tartışılan siyasi ahlak meselesine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu.
Siyasi ahlakın; kamu gücünü kullananların adalet, dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalması anlamına geldiğini ifade eden Ulutaş, bu ilkelerin zayıflamasının yalnızca siyaset kurumunu değil, devlet-toplum ilişkisini ve demokrasinin meşruiyetini de zedelediğini söyledi.
Son yıllarda kamuoyuna yansıyan torpil iddiaları, çıkar ilişkileri, delege pazarlıkları ve seçim süreçlerinde menfaat temelli bağlantıların, siyaset kurumuna duyulan güveni ciddi biçimde sarstığını dile getiren Ulutaş, “Bu tablo yalnızca hukuki bir sorun değil, aynı zamanda derin bir ahlaki aşınmanın göstergesidir” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Ulutaş, 1980 öncesi dönemin demokratik açıdan yapısal eksiklikler barındırdığını ancak siyasi kültür açısından bugünden farklı bazı özellikler taşıdığını ifade etti.
O dönemde ideolojik kamplaşma ve siyasi istikrarsızlık yaşandığını hatırlatan Ulutaş, buna rağmen siyasetçilerin çoğunlukla fikir ve dava ekseninde bir rekabet yürüttüğünü belirtti. Parti teşkilatlarının daha güçlü, parti içi mekanizmaların ise daha işlevsel olduğunu söyleyen Ulutaş, liderlerin sert eleştiriler yapmasına rağmen belirli bir saygı ve nezaket çerçevesini korumaya özen gösterdiğini kaydetti.
Ulutaş, geçmiş dönemin siyasi diline de dikkat çekerek şu örnekleri verdi:
Ulutaş, farklı dünya görüşlerine sahip bu liderlerin ortak noktasının siyasi rekabeti saygı ve nezaket sınırları içinde sürdürmeleri olduğunu ifade etti.
Günümüzde siyasi sistemde kuralların ve kurumların mevcut olduğunu ancak uygulamada ciddi bir etik erozyon yaşandığını söyleyen Ulutaş, güç yoğunlaşması ve denetim mekanizmalarının zayıflamasının kamu gücünün daha az sorgulanmasına yol açtığını belirtti.
Ulutaş’a göre;
devlet kapasitesini zayıflatan önemli sorunlar arasında yer alıyor.
Siyasal dildeki sertleşmenin de siyasi ahlak tartışmalarını derinleştirdiğini belirten Ulutaş, geçmişte mecaz ve ironiyle yapılan eleştirilerin yerini bugün çoğu zaman doğrudan hedef alan ve kutuplaşmayı artıran ifadelerin aldığını söyledi.
“Dil siyasal kültürün aynasıdır” diyen Ulutaş, hakaretin normalleştiği ve rakibin düşmanlaştırıldığı bir zeminde etik sınırların korunmasının zorlaştığını ifade etti.
Ulutaş, uluslararası örneklere de değinerek özellikle İskandinav ülkelerinde kamu görevlilerinin en küçük etik ihlal karşısında dahi siyasi sorumluluk gereği istifa edebildiğini hatırlattı.
Almanya ve İngiltere gibi yerleşik demokrasilerde şeffaflık ve hesap verebilirliğin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda güçlü bir ahlaki refleks olduğunu vurgulayan Ulutaş, çıkar çatışması beyanı, kamu harcamalarının sıkı denetimi ve etkin etik kurulların kurumsal güvenin temel dayanakları olduğunu söyledi.