|
Tweet |
Değerlendirme, Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve Jeofizik Mühendisleri Odası Gümüşhane ve Bayburt İl Temsilcisi ve Trabzon Şubesi 2. Başkanı Prof. Dr. Serkan Öztürk tarafından hazırlandı.
13 Mart 2026 tarihinde yerel saatle 03.35’te Tokat ili Erbaa ilçesinin yaklaşık 15 kilometre kuzeybatısında, 40.6628° kuzey enlemi ve 36.7802° doğu boylamında meydana gelen depremin yerel magnitüdü ML=5.6 olarak ölçüldü. Yerin yaklaşık 5.6 kilometre derinliğinde gerçekleşen deprem sığ odaklı olarak kaydedildi. Sarsıntı başta Tokat olmak üzere Amasya, Samsun, Ordu ve Sivas illerinde de hissedildi. Depreme ilişkin veriler Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından paylaşıldı.
Hazırlanan değerlendirmede depremin, Türkiye’nin en aktif fay sistemlerinden biri olan Kuzey Anadolu Fay Zonunun Niksar koluna yakın bir bölgede meydana geldiğine dikkat çekildi. Bu nedenle depremin bölgedeki tektonik hareketler açısından kritik bir konumda gerçekleştiği ifade edildi.
Türkiye’de deprem tehlikesinin belirlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında daha önce Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 1996 yılında hazırlanan Türkiye’nin mevcut tektonik deprem bölgeleri haritasının, 2018 yılında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından Ulusal Deprem Araştırma Programı kapsamında desteklenen çalışmalarla güncellenerek Türkiye Deprem Tehlike Haritası olarak yeniden düzenlendiği hatırlatıldı. Bu haritaya göre Tokat ili, birinci derece deprem bölgesinde yer almakta ve deprem tehlikesi açısından en yüksek risk taşıyan iller arasında bulunmakta.
Bölgedeki tektonik yapıların daha ayrıntılı ortaya konulması amacıyla Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından 2004–2011 yılları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında 1992 yılında yayımlanan Türkiye Diri Fay Haritası yeni araştırma teknikleri ve yaklaşımları kullanılarak güncellendiği bilgisi paylaşıldı. İlgili çalışmalar sonucunda özellikle Reşadiye–Niksar–Erbaa, Almus ve Ezinepazar faylarının bölgedeki önemli tektonik yapılar olduğu ortaya konuldu.
Tokat ve çevresi tarihsel dönemlerde de önemli depremler yaşandı. 1598 yılında meydana gelen Amasya–Çorum depremi ile 1668 yılında meydana gelen Amasya–Tokat depremi bölgenin tarihsel dönemlerde yaşadığı en şiddetli depremler arasında yer almakta. Aletsel dönemde ise 1942 yılında meydana gelen Tokat–Erbaa depremi büyüklüğü 7.0 olarak kaydedilmiş ve üç binden fazla insanın hayatını kaybetmesine, otuz binden fazla yapının hasar görmesine neden oldu.
Prof. Dr. Serkan Öztürk tarafından yapılan değerlendirmede, Tokat-Erbaa’da meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki depremin fay mekanizmasının Kuzey Anadolu Fay Zonunun sağ yönlü doğrultu atımlı hareketine uygun bir karakter gösterdiği ifade edildi. Depremin merkez üssünün Kuzey Anadolu Fay Zonu’na yakın olması, bölgenin deprem potansiyeli açısından kritik bir öneme sahip olduğunu ortaya göstermekte.
Tokat il merkezine en yakın güçlü deprem ise 1916 yılında meydana gelen Teknecik–Almus depremidir. Yaklaşık 24 kilometre uzaklıkta gerçekleşen bu depremin, sığ odaklı olması nedeniyle yerleşim alanlarında ciddi etkiler oluşturabileceği değerlendirilmekte. Bu nedenle yakın çevrede meydana gelebilecek güçlü bir depremin etkilerinin büyüklüğü; depremin fiziksel büyüklüğüne, yerleşim alanlarına olan uzaklığına, zeminin yapısına ve yapıların niteliğine bağlı olarak değişebilecek.
Depremin ardından artçı sarsıntıların da devam ettiği belirtilmiştir. Kandilli Rasathanesi verilerine göre ana şoktan sonraki ilk on saat içerisinde büyüklükleri 1.2 ile 3.5 arasında değişen 100’ün üzerinde artçı deprem kaydedildi. Ayrıca 5.5 büyüklüğündeki bir depremin ardından büyüklüğü 4.0 ile 4.5 arasında değişebilen artçı sarsıntıların meydana gelebileceği ifade edilmekte.
Değerlendirmede ayrıca Türkiye’nin dünyanın en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya Deprem Kuşağı üzerinde yer aldığı vurgulandı. Ülke topraklarının yaklaşık yüzde 66’sının birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde bulunduğu, nüfusun yaklaşık yüzde 70’inin ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’inin bu bölgelerde yer aldığı ifade edildi.
Türkiye’de son yıllarda meydana gelen büyük depremler de hatırlatıldı. 1992 Erzincan, 1999 İzmit ve Düzce, 2011 Van, 2020 Elazığ ve İzmir ile 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin on binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve büyük ekonomik kayıplara yol açtığı vurgulandı. Son yüzyılda yalnızca depremler nedeniyle yaklaşık 100 bin vatandaşın hayatını kaybettiği ve doğal afetlerin neden olduğu doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıpların ülke gayrisafi milli hasılasının yaklaşık yüzde 3’üne karşılık geldiği belirtildi.
Prof. Dr. Serkan Öztürk tarafından yapılan değerlendirmede 13 Mart 2026 tarihinde Tokat-Erbaa’da meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki depremin, Kuzey Anadolu Fay Zonu çevresinde gelecekte meydana gelebilecek depremler açısından bir uyarı niteliği taşıdığı belirtildi. Samsun, Amasya, Ordu ve Sivas gibi çevre illerde de hissedilen bu depremin deprem tehlikesi açısından yüksek ve riskli bir bölgede meydana geldiği vurgulandı. Tokat il sınırlarının büyük bölümünün Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun etkisi altında bulunduğu ve bu nedenle bölgedeki fayların deprem üretme potansiyelinin dikkate alınması gerektiği ifade edildi.
Depremlerin kısa, orta ve uzun vadede birbirlerini tetikleyebileceği, bu nedenle 5.5 büyüklüğündeki bir depremin ilerleyen yıllarda meydana gelebilecek başka bir deprem için tetikleyici olabileceği değerlendirilmekte.
Son yıllarda Türkiye’de depreme hazırlık konusunda önemli yatırımlar ve bilimsel çalışmalar gerçekleştirildiği, deprem kayıt ağlarının genişletilmesi sayesinde sismik hareketlerin daha ayrıntılı şekilde izlenebildiği aktarıldı. Günümüzde gelişmiş teknolojiler sayesinde çok küçük sarsıntıların dahi kayıt altına alınabildiği belirtildi.
Açıklamada toplumda büyük bir korku ve panik oluşturmak yerine deprem gerçeğinin unutulmaması gerektiği vurgulanarak, tüm yapıların olası büyük depremlere karşı dayanıklı şekilde inşa edilmesi ve zorunlu deprem sigortasının yaptırılmasının önemine dikkat çekildi.
Depremlerin önlenemeyeceği ancak bilimsel çalışmalar, doğru planlama ve bilinçli eğitim ile zararlarının en aza indirilebileceği belirtilerek afet yönetiminde risk odaklı yaklaşımın benimsenmesi gerektiği açıklandı. Bu kapsamda afet sonrası kriz yönetimi yerine afet öncesi risklerin yönetilmesi gerektiği vurgulandı.
Prof. Dr. Serkan Öztürk, deprem zararlarının azaltılması için yer bilimsel çalışmaların eksiksiz yapılması gerektiğini belirterek zemin etütlerinde jeoloji, jeofizik ve jeoteknik disiplinlerinin birlikte çalışmasının büyük önem taşıdığını aktardı.
Deprem zararlarını azaltmak amacıyla öncelikli olarak yasal düzenlemelerin yapılması, ulusal deprem stratejisinin uygulanması, kent planlaması ve yapı üretim süreçlerinin yüksek standartlarda yürütülmesi, deprem bölgelerinde güçlü bir sismik izleme ağının kurulması ve yer bilimleri araştırmalarına daha fazla önem verilmesi gerektiği vurgulandı. Araştırma kapsamında toplumun deprem gerçeğini göz ardı etmeden gerekli önlemlerin alınması ve her zaman depremlere karşı hazırlıklı olunması gerektiği ifade edildi.