|
Tweet |
Türkiye’de tarım sektöründe üretim kadar kritik bir alan olan hal sistemi, yapısal sorunlarıyla yeniden gündeme geldi. Prof. Dr. Zafer Ulutaş • İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı, mevcut yapının hem üretici hem de tüketici açısından ciddi kayıplara yol açtığını belirterek kapsamlı bir reform çağrısında bulundu.
Türkiye’de üretilen meyve ve sebzenin %30’u henüz sofraya ulaşmadan yok oluyor. Fire oranlarını düşürmenin yolu, dijitalleşme, zorunlu pestisit analizi ve kesintisiz soğuk zincire dayalı şeffaf bir hal sisteminden geçiyor.
Türkiye’de tarım denildiğinde çoğu zaman üretim maliyetleri ve çiftçinin yaşadığı ekonomik sorunlar konuşuluyor. Oysa tarımın en kritik halkalarından biri olan “hal sistemi”, uzun yıllardır yapısal sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Üreticinin emeğinin değer kaybettiği, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla karşılaştığı bu yapı; artık yalnızca ekonomik değil, gıda arz güvenliği ve halk sağlığı açısından stratejik bir mesele haline gelmiştir.
Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde modern haller yalnızca ürün alım-satım noktaları değildir. Bu merkezler; gıda güvenliği, kalite kontrolü, dijital takip ve lojistik yönetiminin birlikte yürütüldüğü teknoloji üsleri olarak çalışmaktadır. Türkiye’de ise birçok halde hâlâ kâğıt bazlı kayıt sistemi, yetersiz denetim, soğuk zincir eksikliği ve yüksek fire oranları ciddi sorun oluşturmaktadır.
En çarpıcı tablo ürün kayıplarında ortaya çıkmaktadır. FAO verilerine göre Türkiye’de yaş meyve ve sebzenin yaklaşık %25-30’u sofraya ulaşmadan kaybolmaktadır. Bu kayıp sadece çiftçinin değil, doğrudan milletin kaybıdır. Avrupa’da ise modern lojistik ve kesintisiz soğuk zincir sayesinde bu oran %5’in altına düşmüştür. Türkiye’de üretim bölgelerinde kurulacak “Bölgesel Lojistik ve Toplama Merkezleri” ile ürün, dalından koptuğu andan itibaren soğuk zincire dahil edilmeli ve bu sistem market rafına kadar korunmalıdır.
AB hal sisteminin temelinde gıda güvenliği, dijital şeffaflık ve kooperatif gücü bulunmaktadır. Avrupa’da ürünler hale girmeden önce sıkı analizlerden geçirilmekte, pestisit limitleri sürekli denetlenmekte ve “ürün pasaportu” sistemiyle üretimden sevkiyata kadar tüm süreç dijital olarak takip edilmektedir. Türkiye açısından AB modeli önemli bir referans olsa da, sistemin yerel şartlara uygun şekilde aşamalı olarak uygulanması gerekmektedir.
Fiyat oluşumu da şeffaf bir yapıdadır. Elektronik ihale sistemleri sayesinde ürün fiyatları anlık olarak görülebilmekte, üretici ile tüketici arasındaki fark denetlenebilmektedir. Türkiye’de de Hal Kayıt Sistemi, dijital bir “Tarım Ürünleri Borsası” anlayışıyla yeniden yapılandırılmalıdır.
Hal sistemindeki en büyük eksiklik ürün kabul aşamasında yaşanmaktadır. Pestisit analizinin talebe bağlı olması sürdürülebilir değildir.
Hiçbir ürün, devlet destekli akredite laboratuvarlarda analiz edilmeden ve “güvenli” onayı almadan halden çıkmamalıdır. Büyük hallerde pilot uygulamalar başlatılmalı, ardından sistem ülke geneline yayılmalıdır. Böylece halk sağlığı riski taşıyan ürünler daha giriş aşamasında engellenebilir.
Ayrıca ürün girişleri dijital kantarlarla doğrudan sisteme aktarılmalı, kayıt dışılık önlenmelidir. Ürünlerin kalite sınıflarına ayrılması ve karekodlu künyelerle satışa sunulması da zorunlu hale getirilmelidir.
Tarım artık sadece toprağın değil, verinin de yönetildiği bir sektördür. Hal Kayıt Sistemi güçlü dijital altyapılarla desteklenmeli; tüketici, ürünün üretim yeri ve taşıma koşullarını karekod üzerinden görebilmelidir. Soğuk zinciri bozulan ürünler sistem tarafından otomatik olarak riskli ürün olarak işaretlenmelidir.
Üreticinin pazarlık gücünü artırmak için kooperatifleşme teşvik edilmelidir. Kayıtlı satış yapan üretici birliklerine sıfır hal geliri kesintisi, düşük kira ve lojistik desteği sağlanmalı; modern sisteme uyum sağlayan kooperatifler ayrıca desteklenmelidir.
Haller, belediyelerin yalnızca gelir kapısı olmaktan çıkarılmalı; gıda güvenliği ve ekonomik istikrarın stratejik merkezleri olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Hal gelirleri doğrudan teknolojik modernizasyon, laboratuvar ve soğuk zincir altyapısına yönlendirilmeli; yönetimde ziraat mühendisleri, gıda denetçileri, lojistik uzmanları ve üretici temsilcileri aktif rol almalıdır.
Türkiye’nin tarımdaki en büyük kaybı yalnızca yüksek maliyetler değildir; plansızlık, denetimsizlik ve teknolojik geri kalmışlıktır.
Pestisit analizinin zorunlu olduğu, soğuk zincirin tarladan sofraya kadar kopmadığı bir sistem; sadece ticari değil, aynı zamanda halk sağlığını koruyan stratejik bir dönüşümdür.
Bugün kaybedilen yalnızca sebze ve meyve değildir; üreticinin emeği, halk sağlığı ve güçlü bir tarım ekonomisinin geleceğidir. Türkiye artık eski usul hal sistemiyle devam edemez. Tarımda dijitalleşme, denetim ve soğuk zincir reformu artık bir tercih değil, milli bir zorunluluktur.