|
Tweet |
Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı (TÜRKAV) Gümüşhane Şubesi tarafından “Türk Kahvesi, Kırmızı Koltuk, Gümüş Kalem” konseptli ayın konuğu programında Eylül ayının konuğu 20 yılı aşkın süredir hukukçu olan ve son bir yıldır da Gümüşhane Barosu Başkanlığını yapan Av. Metin Aslan oldu.
Özel İdare İş Merkezinde bulunan TÜRKAV Gümüşhane Şubesinde düzenlenen programda kentte görev yapan basın mensupları ile bir araya gelen Aslan, yerel ve ulusal birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına Gümüşhane Barosunda yaklaşan genel kurul seçimlerini değerlendirerek başlayan Av. Metin Aslan, şu anda Gümüşhane’de genel kurula katılma hakkı kazanan 74 avukat olduğunu belirterek, “Bizde Genel Kurul, kanun gereği her çift yılların Ekim ayının ilk haftalarında yapma zorunluluğu var. Geçen sene pandeminden dolayı tek yılda ara dönemde bir seçim yapıldı. Baroların birçoğu bunun iki yıl devam etmesini istiyordu ancak, kanunda bir değişiklik olmayınca 1 Ekim 2022 tarihine genel kurul kararı aldık. Genel kurul sabahı oluşturulacak divana liste verme kaydıyla herkes aday olabiliyor. Şuanda listede baroya kayıtlı Gümüşhane il merkezi ve ilçelerinde 74 tane avukatımız var. Dolayısıyla önceden aday olmaması son anda olmayacağı anlamına gelmiyor. Ancak şuana kadar ki süreçte izlenimim ve duyumlarıma göre herhangi bir aday yok ama dediğim gibi son ana kadar bir aday çıkma ihtimali var” şeklinde konuştu.
“Herhangi bir Siyasi Partide Görev Almayı Düşünmüyorum”
Konuşmasının devamında avukatlık meslek hayatı ve siyasi geçmişi hakkında değerlendirmelerde bulunan Aslan, “Meslek hayatım boyunca katıldığım birbirinde değişik birçok dava oldu. Bizde büyük illerde olduğu gibi çeşitlilik açısından çok farklı bir dava yok. Ama katıldığım her dava farklı bir tecrübe. Bizim mesleğimizde tecrübe edinebilmek çok farklı bir şey. Belli bir dönem siyasetin içinde de bulundum o zamanın şartları ve yetiştiğim aile yapısı nedeni ile AK Parti içerisinde bulunmak benim için uygundu. Geçici bir süre AK Partide il başkanlığı yaptım ama sonrasında ki tablo ve AK Partinin geldiği durum itibari ile şuanda herhangi bir bağlantım yok. Siyaset meslek gibi bir şey değil ki bıraktık girdim olsun. Şuan için herhangi bir siyasi partide görev almayı düşünmüyorum. Gümüşhane özelinde avukatlar içerisinde vatanına veya devletine ihanet edecek bir avukatın olduğunu düşünmüyorum. O malum yapı ile bir bağlantısı olan bir avukat var mıdır bilmiyorum ama bu konu ile ilgili yargılanan meslektaşlarım da oldu. Bu bağlantının nasıl bir bağlantı olduğuna bakmak lazım… Ekonomik veya siyasi menfaat mı? Yoksa bir gelecek düşüncesi mi? Ben birçoğunun öyle olduğunu düşünüyorum. Dolayısı ile Gümüşhane’de o denli bir ayrım yapmam mümkün değil. Ceza alan hâkimliğe savcılığa devam edemiyor ama avukatlığa devam edebiliyor. Bu noktada mesleğin biraz zedelendiğini düşünüyorum. Bir insan hâkim savcı olamıyorsa avukatlıkta yapmaması lazım. Maalesef hâkim savcılıktan ihraçlar da ceza alanlarda mesleğin icrasına avukatlık anlamında devam ettiler. Avukatlıktan ceza alanlarında belirli bir süre ihraçları söz konusu. 2-3 yıl görevden uzaklaştırma şeklinde olabiliyor. Birde ertelenmiş cezalar var. Onlar görevlerini yapmaya devam edebiliyorlar. Şuan Fetö davasından dolayı ceza alıp da görevini yapamayan avukat yok gibi bir şey” dedi.
“Bütün Görüşlere Saygı Duymak Bizim Hukuksal Kimliğimizde Var”
Türkiye Barolar Birliği seçimlerini, Gümüşhaneli Hemşerimiz Ankara Baro Başkanı Av. Erinç Sağkan’ın kazanmasının ardından Gümüşhane’de çeşitli eleştirilere maruz kaldıklarını söyleyen Aslan, “Gümüşhane’de birkaç tane vakıf var. Türkiye Barolar Birliği seçimlerinin yapıldığı o dönemde bizleri neredeyse vatan haini ilan etmişlerdi. Benim sevip sevmemen önemli değil, demokrasinin olduğu her yerde eğer bir seçilmiş varsa saygı duymak zorundasınız. Benim bu vakıfta ki arkadaşlara söyleyebileceğim tek şey bu olabilir. Orası aday olunup seçilebilinecek bir makam. Herkes aday olabilir ve o sıfatı taşıyan herkes seçilebilir. Dolayısı ile hemşerimiz Erinç Sağkan’nın da geçmişinden gelen bin baro başkanlığı, onun öncesinde yönetim kurulları ve sonrasında gelmiş aday olmuş ve TBB başkanlığını kazanmış. Bence biz Gümüşhaneliler olarak kendisi ile gurur duymamız lazım. Siyasal anlamda ki karşıtlığı da bizi çok ilgilendirmiyor. Herkesin ayını düşünmesine de gerek yok. Dolayısı ile ne düşündüğünü bildiklerini de zannetmiyorum. Sadece kulaktan dolma bilgilerle yorum yaptıklarını düşünüyorum. En büyük tepkiyi sanırım Ankara Baro Başkanı olduğu dönemde diyanete karşı LGBT+ bireyler ile ilgili yaptığı bir açıklaması almıştı. Bu olaya bir hukukçu gözü ile bakmak lazım bu sadece bir LGBT olayı değil. Bütün görüşlere saygı duymak bizim hukuksal kimliğimizin alt yapısında var. İnsanları ayırmamız mümkün değil. Her insanın yaşama hakkı vardır dolayısı ile bizimde buna saygı duymamız lazım” dedi.
“Yarın öbür gün marketlerde çalışan hukukçu görme ihtimalimiz yüksek”
Türkiye’de Hukuk fakültelerinin sonunun çok sağlıklı bir yere gitmediğini savunan Gümüşhane Barosu Başkanı Av. Metin Aslan, “Avukatlık mesleği normal sıradan bir dala döndü sayılır. Türkiye’de maalesef eğitim konusunda bir problemimiz var. Mantıksız birçok konu var. Her ile bir üniversite konusu tamamen siyasallaştırıldı. Her ildi her bölüm olması da aynı şekilde. Şuan da Türkiye’de 150’ye yakın Hukuk Fakültesi var. Bizde ki mezun sayısına baktığın zaman şuan da Türkiye’de 160 bin tane avukat var. Gümüşhane’de 74 tane var. Elimizde ki stajyer sayısı 20, muhtemelen 10-15 tane daha gelecek. 5 yıl sonra Gümüşhane’de ki avukat sayısı 200-300’e katlanacak gibi gözüküyor. Eğer siz onlara iş veremiyorsanız Gümüşhane’de ve Türkiye’de bu kadar fazla hukukçu olması iyi bir şey değildir. İnsanların eğitim alması iyi bir şey fakat eğitim verdikten sonra da iş sahası açmak gerekiyor. Ben bu noktada siyasal düşüncenin meseleyi yanlış yönettiğini düşüyorum çünkü bu kadar hukuk fakültesinin sonu çok sağlıklı bir yere gitmiyor. Yarın öbür gün marketlerde çalışan hukukçu görme ihtimalimiz yüksek. Şuan da ki ekonomik şartlarda avukatlık yapabilmek bile çok zor. Staj yapacak yer bulmakta bile zorlanıyoruz. Her ile üniversite açmak bu bağlamda bana yanlış geliyor. Her ile üniversite açarsın ama her bölümü açmazsın” diye konuştu.
“Kanunun Ayrıştırıcı Bir Dili Olamaz”
Konuşmasının devamında soruları yanıtlamaya devam eden Aslan, ülkede adalete olan güveninde giderek azaldığının altını çizen Aslan, “Keşke adalette iyiye gidiyor diyebilsem ama maalesef gitmiyor. Statiksel bir anket yapılmış. Bu anketin sonuçlarını okuduğumda bende birçok utandım. Bu benim iyiye gitmiyor dememin bir sonucu değil çünkü. Bir anket sonucunda eğer adalete olan güven yüzde 90 oranından yüzde 58 oranına düşüyorsa bunun sebeplerini araştırmak lazım. Bunların aydınlığa kavuşturulması ve hiç kimsenin hukuk makamını kendi lehine çevirmemesi lazım… Bunu anayasa değişimi ile toparlamak mümkün mü bilmiyorum ama anayasa değişince her şey günlük gülistanlık olacak diye bir şey beklersek yanılırız. Bunların menfaat hükümlerinden ziyade toplumun kabul gördüğü hükümler olması gerekiyor. Kanunu kişiselleştiremez ve özele indirgeyemezsiniz. Kanunun ayrıştırıcı bir dili olamaz. Yani sonuç olarak kanunun dilini çokta bozmamak gerekiyor” dedi.
“Su istimale Kapalı İşleyen Bir Kanun Ortaya Konabilir”
Son dönemlerde istismar suçları kapsamında işlenen suçlara karşı toplum vicdanına yönelik cezaların uygulanması noktasında işleyişe değinen Av. Aslan, “Eski Türk Ceza Kanunu İtalyan mafyasının kol gezdiği döneme ait olan İtalya’dan alınmış bir ceza kanunuydu. Bu kanunun temeli malı korumaktan yanaydı bu sebeple Eski Türk Ceza Kanunu malı koruyordu, kişiyi koruma yönünde zayıftı. Bu durum kanun koyucular tarafından zayıf bulunduğu için değiştirildi ve maldan önce can güvenliğinin ihlali esas oldu. Eski kanunda ensestin (yakın akrabalar arasında gönüllü ya da gönülsüz cinsel ilişki) önceden suç olmayıp kanunun değişiminden sonra suç haline gelmesi de bu değişiklikler sayesinde oldu. Fakat artık toplumumuzda cinsel istismar suçları farklı bir boyuta geldi. Bir çocuğu eskiden saçını okşayıp severken temas noktasında sıkıntı yaşanmazken şu anda birçok konu bu davranışın art niyetli olarak kullanılmasına evrildi. Dedesi torununa sarıldığı için yargılanan dosyalar var. İstismar suçları kanunu artık art niyetli olabilecek bir yere gidiyor. Kanun koyucular ve toplum bilimcilerin bu konuyu detaylı incelemeleri ile daha uygun dilli ve suiistimale kapalı işleyen bir kanun ortaya konabilir” ifadelerine yer verdi.
“Dava Çeşitliliği ve Rakamlarda Gümüşhane’de Artış Var”
Gümüşhane’de en çok artan davaların kiracı-ev sahibi yönünde olduğuna vurgu yapan Aslan, “Hemen hemen bütün ev sahipleri kiracımı nasıl bir yolla evden çıkarsam da daha yüksek fiyata evimi başkasına kiralasam diye düşüyor bu bağlamda ciddi bir artış var. Toplumdaki bu ekonomik sıkıntılar özellikle pandemi ve sonrası olmak üzere hukuki mana yükseldi. Dava çeşitliliği ve rakamlar olarak Gümüşhane’de artış var ama bu toplumun gelişmesiyle ilgili ama bu suçlar eskiden olmuyordu şimdi oluyor diyemeyiz. İletişim araçları ile insanların kolluk, adliye ve basın alanında sesini çıkarması eskiye göre daha kolay hale geldi. Eskiden olan suçlar veya olaylar şartların gereği yansımıyordu ama günümüzde bu durum ortadan kalktığı için sanki suçlarda ve davalarda artış varmış gibi gözüküyor” cümlelerini kullandı.
“İstanbul Sözleşmesinin Kaldırılmasına Karşıyım”
Yine son zamanlarda kadına ve sağlıkçılara karşı artan şiddet vakalarına yönelik kanunların yenilenmesinin bir meslek veya zümreye yönelik olmasının çözüm olmayacağına ve bunun için sosyolojik çalışmalara ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Aslan, “Geçtiğimiz günlerde aynı gün hem bir doktor hem de bir avukat meslektaşımız öldürüldü. Bir kanun konulduğunda özel değil kapsayıcı olmalı. Konulan kanunlar geniş ölçekli olmalı. İstanbul Sözleşmesi ise bambaşka bir şekilde ele alınmalı. Bizim ülkemizde kanun ve anayasa değişikliği gibi şeyler usulüne göre olmuyor. Onaylanmış tüm uluslararası sözleşmeler Anayasa hükmündedir. Dolayısıyla Anayasa hükmünde olan bir hükmün kaldırılması Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile olmaması lazım. Meclis onaylamasıyla hükme giren meclisin onaylamasıyla hükümden kalkar olması gereken budur. Usul yönünden bu konuya itirazım var. İstanbul Sözleşmesi maddelerine göre Avrupa ile kültürümüzün örtüşmesi pek çok bakımdan mümkün değildir elbette farklılıklar vardır fakat İstanbul Sözleşmesi kaldırıldı diye suç oranlarının arttığını söylemek doğru değil. Bunun sebebi sözleşmenin yürürlükten kaldırılması değil toplumu bu suç oranına iten psikolojik ve sosyolojik sebepler araştırmak lazım. Ben İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasına da kaldırılma usulüne de karşıyım” dedi.
Son olarak Gümüşhane Barosu’na müstakil bir bina kazandırmak için çalışmaların devam ettiğini yineleyen Gümüşhane Barosu Başkanı Av. Metin Aslan, TÜRKAV Gümüşhane Şubesi’nin “Şeref Defterini” imzalayıp soruları cevaplandırdıktan sonra program sona erdi.
Programa TÜRKAV Gümüşhane Şube Başkanı Ercan Küçüköner, İl Genel Meclis Üyesi Kemal Emiroğlu ve Gümüşhane basınının temsilcileri katıldı.
HABER: DENİZ TUTCU
“Hukuk Fakültelerinin Sonu Sağlıklı Bir Yere Gitmiyor” (gumuskoza.com.tr)