|
Tweet |
GÜMÜŞHANE MİLLETVEKİLİ VE TBMM İNSAN HAKLARI İNCELEME KOMİSYON ÜYESİ MUSA KÜÇÜK
“Aziz milletimizin kıymetli emekçileri, değerli kardeşlerim;
Alın terinin, emeğin ve helal kazancın sembolü olan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü en içten duygularımla kutluyorum. Bugün; üreten, çalışan, ülkemizin büyümesine ve kalkınmasına katkı sağlayan tüm emekçi kardeşlerimizin günüdür.
Emeğiyle hayatını kazanan, fedakarlıkla çalışan ve ülkemizin her alanda ilerlemesine katkı sunan siz değerli çalışanlarımız, güçlü Türkiye’nin en önemli yapı taşlarını oluşturmaktasınız. Tarlada, fabrikada, ofiste, atölyede ve hayatın her alanında alın teri döken her bir vatandaşımızın emeği, bizim için büyük bir değerdir.
Bizler inanıyoruz ki; üretimin artması, ekonomik kalkınmanın güçlenmesi ve sosyal refahın yükselmesi, emekçi kardeşlerimizin azmi ve gayretiyle mümkündür. Bu nedenle çalışanlarımızın haklarının korunması, yaşam standartlarının yükseltilmesi ve daha adil bir çalışma hayatının tesis edilmesi en önemli önceliklerimiz arasında yer almaktadır.
1 Mayıs aynı zamanda birlik, beraberlik ve dayanışma günüdür. Farklı sektörlerde, farklı alanlarda çalışan milyonlarca insanımızın ortak paydası emektir. Bu ortak değer etrafında kenetlenmek, toplumsal huzurumuzu ve kardeşliğimizi daha da güçlendirecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle; başta ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayan tüm işçi ve emekçi kardeşlerimiz olmak üzere, alın teriyle hayatını kazanan herkese şükranlarımı sunuyor, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyor; sağlık, huzur ve bereketli kazançlar diliyorum.”
BELEDİYE BAŞKANI VEDAT SONER BAŞER
“Bizler, insana değer veren, emeğe saygı duyan ve alın terini kutsal gören bir anlayışa mensup bir milletin mensuplarıyız. Gümüşhane Belediyesi olarak çalışanlarımızı büyük bir ailenin üyeleri gibi görüyor, çalışanlarımızın daha iyi yaşam koşullarına ulaşmaları için elimizden gelen çabayı gösteriyor, onların özlük haklarını iyileştirmek için imkânlarımızı sonuna kadar kullanıyoruz.
1 Mayıs; şiddetin, kavganın, çatışmanın ve gerginliğin günü değil, birliğin, beraberliğin, dayanışmanın, mücadelenin, barışın ve kardeşliğin günü olmasını diliyorum. En yüce değer olan emeğin, alın terinin ve üreterek çalışmanın gücünün kutlandığı bu günde, tüm işçilerimizin ve emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyor, kendilerine sağlık, huzur ve esenlik içinde bir yaşam diliyorum.”
GTSO BAŞKANI İSMAİL AKÇAY
“Alın terinin, helal kazancın, dostluğun, barışın, kardeşliğin, yardımlaşmanın, birlik ve beraberliğin simgeleştiği bu anlamlı günü; daha iyi bir gelecek için ter akıtan, sosyal ve ekonomik gelişmemizin temel gücü olan işçi ve emekçilerimizle birlikte yeniden kutlayacak olmanın mutluluğunu yaşamaktayız.
Tüm dünyada, işçi ve emekçiler tarafından, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olarak kutlanan 1 Mayıs, çalışanların sorunlarının dile getirilmesine, çözüm yollarına ilişkin görüşlerin tartışılmasına olanak sağlamıştır. Devletimizin, çalışanlarımız, sendikalarımız ve sivil toplum örgütlerimizle işbirliği içinde yürüttüğü çalışmalar, ülkemizin daha parlak bir geleceğe yürüyüşünde büyük önem taşımaktadır.
İnsanı, emeği, alın teriyle kazanılan helal kazancı yücelten, paylaşımda adaleti savunan “İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz.” buyurarak emeğin önemine dikkat çeken ve bu hususta tüm insanlığa yol göstermiş bir Peygamberin ümmeti olarak ülkemizin güçlü, mutlu ve müreffeh geleceğine yürüyüşünde çalışanlarımızın, emeklerinin tam karşılığını almalarına, çalışma koşullarının iyileştirilmesine, çalışma hayatındaki sorunlarının çözümüne ve hak ettikleri hayat standartlarına kavuşmalarını sağlamak, en büyük önceliğimiz olmalıdır. Çünkü emek en yüce değerdir.
Bu duygu ve düşüncelerle, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinliklerinin adına yakışır bir biçimde, bayram havasında geçmesini temenni ediyor, çalışma hayatındaki zorlukların ve sorunların barış, kardeşlik ve hoşgörü ortamında çözüme kavuşabileceği inancı ile ilimiz ve ülkemizdeki tüm çalışanlarımızın “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” nü en kalbi duygularımla kutluyorum.”
MEMUR-SEN VE EĞİTİM BİR-SEN İL BAŞKANI ERGİN ASLAN
“1 MAYIS’TA SESİMİZİ ÇORUM’DA YÜKSELTECEĞİZ: PAYLAŞIMDA ADALET, DÜNYADA BARIŞ
Emek, dayanışma ve mücadele tarihinin en anlamlı günlerinden biri olan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü bu yıl Çorum’da, büyük bir coşku, güçlü bir birliktelik ve kararlı bir iradeyle idrak edeceğiz.
Geçmiş yıllarda Samsun, Kocaeli, Kütahya, Çanakkale, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Ankara’da gerçekleştirdiğimiz 1 Mayıs buluşmalarımızın ardından, bu yıl da Çorum’da emeğin sesini yükseltiyor; alın terinin hakkını, adil paylaşımı ve insan onuruna yaraşır bir yaşam talebini güçlü bir şekilde yeniden haykıracağız.
Çorum Saat Kulesi Meydanı’nda bir araya gelecek teşkilatımız ve emekçi kardeşlerimizle birlikte; sadece ülkemize değil, tüm dünyaya sesleneceğiz. Çünkü biliyoruz ki emek mücadelesi yalnızca ekonomik taleplerden ibaret değildir; aynı zamanda adaletin, hakkaniyetin ve insanlığın ortak vicdanının mücadelesidir.
Bugün dünyada derinleşen gelir adaletsizliği, yoksulluk ve sömürü düzeni; emeğin değerini aşındırmakta, insan onurunu zedelemektedir. Küresel servetin dar bir kesimin elinde toplandığı, milyonların açlık ve yoksullukla mücadele ettiği bu çarpık düzene karşı; “Paylaşımda adalet, dünyada barış” çağrımızı Çorum’dan bir kez daha yineleyeceğiz.
Bu vesileyle bir kez daha açık ve net ifade ediyoruz: Dünyanın gözleri önünde yaşanan bu insanlık dramlarına sessiz kalmayacağız, susmayacağız, görmezden gelmeyeceğiz. Gazze başta olmak üzere mazlum coğrafyalarda yıllardır sürdürülen sistematik zulüm; artık bir “çatışma” değil, açık bir insanlık suçu, bir vicdan yıkımıdır.
İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan saldırgan politikaları ve bu hukuksuzluğu koşulsuz şekilde destekleyen başta Amerika olmak üzere küresel güçlerin çifte standartlı tutumu; Ortadoğu’yu kan, gözyaşı ve istikrarsızlığa mahkûm etmiştir. Gazze’de kadınların, çocukların, sivillerin hedef alındığı, yaşam alanlarının yerle bir edildiği, insani yardımın engellendiği bir tablo karşısında sessiz kalanlar; bu suça ortak olmaktadır.
Tam da bu nedenle; ablukayı kırmak, insanlığın sesini duyurmak ve vicdanı harekete geçirmek amacıyla yola çıkan Sumud Filosu, yalnızca bir yardım girişimi değil, insanlığın onurunu savunan bir duruştur. Bu filoda yer alan ve uluslararası sularda hukuksuz şekilde gözaltına alınan sendikacı arkadaşlarımız; hiçbir suç işlememiş, sadece mazlumların yanında durmayı seçmiş vicdan sahibi insanlardır.
Ancak katiller topluluğu Siyonist İsrail’in uluslararası sularda gerçekleştirdiği bu saldırı; açıkça korsanlıktır, hukuksuzluktur ve uluslararası normların ayaklar altına alınmasıdır. Bu pervasızlığa güç veren ise, yıllardır İsrail’i her şartta koruyan ve hesap vermesini engelleyen küresel destek mekanizmasıdır.
Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Bu saldırganlığı reddediyoruz.
Gözaltına alınan sendikacı arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Uluslararası toplum, artık suskunluğunu bozmalı; hukukun, insan haklarının ve insan onurunun yanında açık ve net bir duruş sergilemelidir.
Çünkü bugün Gazze’de susturulmak istenen sadece bir halk değil; insanlığın vicdanıdır. Ve bilinmelidir ki; o vicdan asla susturulamayacaktır…
1 Mayıs vesilesiyle taleplerimizi bir kez daha yineliyoruz.
Memur-Sen olarak;
Gelir dağılımında adaletin sağlanmasını,
Vergide adaletin tesis edilmesini,
Kamu görevlilerinin alım gücünü koruyacak düzenlemelerin hayata geçirilmesini,
Kamuda ücret adaletsizliğinin giderilmesini,
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun günün şartlarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesini,
Çalışma barışını güçlendirecek, sosyal diyaloğu artıracak yapısal reformların gecikmeden hayata geçirilmesini talep ediyoruz.
Aynı zamanda; emeklilerimizin, gençlerimizin, kadın emekçilerimizin ve engelli bireylerimizin çalışma hayatına ilişkin beklentilerinin karşılanması; insan onuruna yaraşır bir yaşamın tesis edilmesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
Bizler biliyoruz ki; güçlü Türkiye, ancak emeğin değer gördüğü, adaletin hâkim olduğu ve herkesin refahtan hak ettiği payı aldığı bir düzenle mümkündür. Örgütlü gücümüzle, dayanışma ruhumuzla ve kararlı duruşumuzla; emeğin hakkını savunmaya, yeni kazanımlar üretmeye ve adil bir gelecek inşa etmeye devam edeceğiz.
Çorum’dan yükselecek bu güçlü ses; sadece bir meydanın değil, ülkemizin ve dünyanın vicdanıdır. Bu ses; mazlumun yanında duran, adaleti önceleyen, hakkı ve hakikati savunan bir iradenin ifadesidir.
Bu duygu ve düşüncelerle; başta teşkilatımız olmak üzere tüm emekçi kardeşlerimizi Çorum’a bekliyor, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyor, emeğin kazandığı, adaletin hâkim olduğu, barışın egemen olduğu bir dünya için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
“Paylaşımda adalet, dünyada barış”
TÜRK-İŞ İL BAŞKANI İLYAS KOCAMAN
“Bugün, Emek ve Dayanışma günü
1 Mayıs, emeğin değerini hatırlatan; dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür.
Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terinin karşılığını almak ve insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir.
Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız.
Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için bir aradayız.
Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır: Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız.
Bugün buradayız.
Çünkü geçinmek her geçen gün zorlaşmaktadır.
Her sabah yeni zamlarla uyanmakta, emeğimizin karşılığının eridiğini görmekteyiz.
Hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır.
Ücretler aynı hızda artmamakta, alım gücü sürekli düşmektedir.
Eskiden işsiz olan yoksul sayılmakta iken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele etmektedir.
Bu tablo görmezden gelinemez.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir.
Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yoksullaşmaktadır.
Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görmektedir.
Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir.
Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir.
Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilirdir.
Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir.
Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır.
Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır.
Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir.
Bu tablo kabul edilemez.
Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Sendikal faaliyetler bazı işyerlerinde engellenmekte, hak aramak zorlaştırılmaktadır.
Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır.
Çalışanların özgürce örgütlenebildiği, korkmadan hak arayabildiği bir çalışma hayatı güvence altına alınmalıdır.
Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir.
İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir.
Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır.
Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır.
Taşeron işçilerin sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir.
Kadro dışında kalanlar, aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır.
Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır.
Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir.
Ancak çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı değildir.
Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır.
Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır.
Genç yaşta çalışma hayatına katılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır.
Staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır.
Engelli bireylerin çalışma hayatına katılımı da önemli sorunlar barındırmaktadır.
Yasal zorunluluklara rağmen birçok işyerinde engelli istihdamı yeterince sağlanmamaktadır.
Erişilebilirlik eksiklikleri ve önyargılar, engelli bireylerin çalışma hayatında kalıcı olmasını zorlaştırmaktadır.
Engelli bireyler için eşit fırsatlar sağlanmalıdır.
Gençler açısından tablo daha da ağırlaşmaktadır.
Genç işsizliği artmaya devam etmektedir.
Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkûm kalmaktadır.
Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır.
Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir.
Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ güçlendirilmelidir.
Çocukların yeri okuldur.
Ancak yoksulluk birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir.
Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir.
Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir.
Ne yazık ki çocukların en güvende olması gereken yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır.
Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır.
Çalışma hayatındaki riskler yalnızca ekonomik değildir.
İş kazaları hâlâ can almaktadır.
Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir.
Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir.
Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır.
Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir.
Bugünün emeklileri, geçmişin emekçileridir.
Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim sıkıntısı yaşamaktadır.
Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir.
Emeklilik, yoksulluk değil; onurlu bir yaşam dönemi olmalıdır.
Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, yalnızca sınırları değil hayatları da derinden sarsmaktadır.
Gazze’de süren yıkım ve İran çevresinde tırmanan çatışmalar; milyonlarca insanı yerinden etmekte, emeği yok sayan bir düzenin sonuçlarını ortaya koymaktadır.
Savaşın olduğu yerde üretim durmakta, insanlar işsiz kalmakta ve emek değersizleşmektedir.
Göç etmek zorunda kalan milyonlar güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir.
Bu durum yalnızca savaş bölgelerini değil, tüm dünyada emeğin değerini etkilemektedir.
Çünkü savaş, emeğin düşmanıdır.
Barışın olmadığı yerde insanca bir yaşam kurulamaz.
Bu nedenle emeği savunmak, aynı zamanda barışı savunmak anlamına gelmektedir.
Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz:
Emeğin değeri korunmalıdır.
Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir.
Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın emek, dayanışma ve örgütlü mücadelemiz!”
EVREN ÖZDEMİR
Ülkemizi bugünlere taşıyan işçilerimizin ve bütün çalışma arkadaşlarımızın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günlerini yürekten tebrik ediyorum.
1 Mayıs İşçi Bayramı mesajları